Değerli büyüğümüz Nahit Serbes ile “Yaşayan Efsane Xabze” adlı kitabıyla ilgili bir söyleşi yaptık.
- Nahit Bey, sizi tanıyan okurlarımız olduğu gibi, ilk defa tanıyacak olan okurlarımıza da kendinizi tanıtır mısınız?
Öncelikle tüm okuyucularımızı ve sizleri en içten duygularımla selamlıyorum. 1945 yılında Adapazarı’nın Çaybaşı Fuadiye köyünde dünyaya geldim. Biz 8 kardeşiz, ailenin beşinci çocuğuyum. İlkokuldan sonra, ortaokula devam etmek için Adapazarı’na geldim. Babam çiftçilik yapar, yarış atları bakardı. Okumak için geldiğim kentte bir yıl ortaokula devam ettikten sonra, çalışmaya başladım. Ortaokulu ve liseyi dışarıdan bitirdim, daha doğrusu kendi kendimi yetiştirdim. Sakarya’da 40 yıl önce kurduğum ve halen devam etmekte olan kuyumculuk, pırlanta ve döviz işletmelerim var. Doğal olarak yaşımın gereği; artık daha arka planda duruyorum ama oğullarım, kızlarım ve damadım işlerimi yakından takip ediyorlar.
- Nahit Bey sizin bazı internet sitelerine ve kişisel sitenize yazdığınız kısa makaleler ile ilgi çekici konuları işlediğiniz biliniyor. Özellikle en son yazdığınız “Yaşayan Efsane Xabze” kitabının ilk baskısı kısa zamanda tükendi 2. baskısının çıktığını öğrendik. Sizi Xabze hakkında yazmaya sevk eden sebep ne oldu ve kitabınızın ilgi görmesindeki hikmet nedir? Bu konuda bizi bilgilendirebilir misiniz?
Çocukluğum, Xabze kültürünün Kafkasya’daki köklerine yakın şekliyle yaşandığı bir ortamda geçti. Hayatımın her döneminde bana rehber olan bu kültürün; akıp giden zaman sürecinin içinde, değişim geçirdiğine tanıklık ettim. Bu nedenle böyle kalıcı bir kitaba ihtiyacımız olduğuna karar verdim ve bu konuya odaklanmayı kendime görev edindim. Alın terim, göz nurum diye ifade edebileceğim araştırmalarımı, bilgi ve deneyimlerimin süzgecinden geçirdim. Kültürümüzün geçmişini, bugünkü halini ve geleceği konusunu detayları ile bizzat kültürün çıktığı ve yaşadığı topraklarda inceledim. Yıllar süren bu araştırmalarımda özellikle camiamızda merak edilen konuları öğrenmek için hangi ülkeye gitmem gerektiyse çekinmeden, üşenmeden gittim. Yaşayan değerli bilim adamlarımız ve camiamızın önde gelenleri ile bizzat görüşüp konuşarak, öğrendiklerimi yazmaya başladım.
- Xabze’yi ele alırken ‘Yukurer Xabze” deyişinden hareket ediyorsunuz. Bu kavramı okuyucularımız için biraz açar mısınız?
Xabze kuralları, insani ilkeler içermektedir. Hayatlarını bu normlara göre sürdürenler, koşullar farklılaştıkça nelerin aksadığını ve nelerin değişmesi gerektiğini fark edecek bilinç düzeyine erişirler, öğretileri olabildiğince çağdaş yaşama uyarlayarak başkalarına örnek olurlar. Xabze zaman içinde bilginin edinilme hızı ve bilgi kaynaklarının artmasına bağlı olarak evrime uğrar, çağın gerektirdiği biçimlere bürünür. Bu bakımdan Xabze kültürünü yaşayanlar bulundukları yer, zaman ve konuma göre pozitif davranış biçimleri geliştirirler ve sergilerler. Bu nedenle Büyük Üstadımız olan Kazanuko Jabağı Yukurer Xabze, yani değişen zamana uyun demiş. Ben de işte öyle yaptım.
- Bu çalışmayı yaparken nasıl bir yöntem uyguladınız?
“Xabze” benim için her zaman ana unsur oldu. O’nun akla ve hayatın gerçeklerine kendini uyarlayan dinamik yapısı, özellikle gençlerimizin bundan kayda değer dersler çıkarabilecek olmaları beni Xabze konusunda daha derinden araştırmalar yapmaya motive etti. Bizi ileriye götürecek gerçekçi yol, bizi daha güçlü ve daha bütün yapacak olan yoldur. Hedeflerimizi ancak karşımızdaki güçlükleri yenerek tutturabiliriz. Başta Türkiye, Amerika, Ürdün, İsrail, Suriye ve benzeri ülkelerde yaşayan ve kendilerinin Çerkes olduklarını bilmelerine rağmen; Çerkes kültüründen uzak kalmış hemşerilerimizin, Xabze kitabı sayesinde, Xabze’nin evrensel değerler içeren inceliklerini öğrenmelerine fırsat sunmaya çalıştım.
Röportaj K'ebişe Filiz Kaplan
Kaynak Nart dergisi, sayı 85, Mayıs-Haziran 2012, ss. 36-29.